Mustafa Çokran, ‘Peki ya sonra?’dan önceyi anlattı

YASEMİN ÖZKEREM / ÖZEL HABER
6 Şubat depreminden sonra depremden etkilenen sanatçıların eserleri ‘PEKİ YA SONRA’ isimli bir sergide toplandı. Ziyaretçilerin beğenisini toplayan sergiyi oluşturan eserler ayrıca satışa da sunuldu. ‘Peki Ya Sonra’nın öncesiyle ilgili bilgi veren Kültürakt ve Sesimiz Ol Platformu Kurucu Direktörü Mustafa Çokran, bu proje ile birlikte deprem bölgelerinde yaşayan ve depremden etkilenen sanatçıların görünürlüklerini arttırmak istediklerini söyledi.
“PLATFORMDA SANATÇILARLA İLGİLİ BİLGİLER VAR”
Sesimiz Ol Platformu’nu da anlatan Çokran, “Bu platformun sanatçıların kayıtlı olduğu bir internet sitesi var. Sanatçılar siteye kayıt oluyor ve profil sayfalarında eserlerini sergileyebiliyor. Özgeçmişlerini okuyabiliyor, iletişim bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Facebook profil sayfası gibi bir yapıya sahip. Böyle bir site oluşturduk ve sosyal medya hesaplarını aktif hale getirdik. Platformu sponsorluk bağlantılarıyla destekledik” diye konuştu.
Peki Ya Sonra’nın öncesinde neler yaşandı? Proje nasıl oluştu? Fikir ve gelişim aşamalarından bahseder misiniz?
Geriye saracak olursak, birkaç önemli dönüm noktası var. Derya Yücel ile yaptığımız görüşmelerin ardından bir sergi düzenleme fikri ortaya çıktı. Bundan önce Mayıs ayında, Sesimiz Ol Platformu’nu projelendirdiğimiz dönem var. Onun öncesinde ise 6 Şubat depremi gerçekleşti. Daha öncesinde ise, genel olarak kültür sanat ekosistemindeki bağımsız sanatçıların sorunlarını belgelediğimiz ve bu sorunlara çözüm üretmek için çaba harcadığımız dönemlerdi.
Aslında uzun bir sürecin, bir tür fermantasyon ya da demlenme sürecinin sonucu olarak ortaya çıktı diyebiliriz. Özellikle pandamı sonrasında kültür sanat ekosistemi ciddi bir darbe aldı. Etkinlikler durdu, insanlar toplu halde bir yerlere gidemez oldu. Bu süreçte birçok sanatçı, kültür yöneticisi ve şirket kapandı ya da başka sektörlere yöneldi. Sektör büyük bir darbe yedi. Bu süreçleri geride bırakırken, bir yandan da toparlanma çabaları devam ediyordu ki, deprem gerçekleşti.
Şimdi şöyle bakalım: Her yıl birçok genç sanatçı, güzel sanatlar, konservatuar, oyunculuk, tiyatro, müzik, resim ve heykel gibi bölümlerden mezun oluyor. Peki bu insanlar ne yapıyor? Sektör giderek daralıyor, ekonomik şartlar malum. İnsanlar resim yaparak para kazanabilecek mi? Öğretmen olmak isteyenler, olamayanlar başka sektörlere yöneliyor. Tam bu noktada 6 Şubat depremi oldu. Tabii ki bizim de birçok projemiz vardı. Yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürüttüğümüz projeler askıya alındı. Çünkü daha acil ihtiyaçlar vardı. Bütün belediyeler deprem bölgelerinde konteyner kentler kurdu ve seferber oldu. Başkanlar orada yatıp kalktı. Türkiye’nin dikkati tamamen o bölgeye yöneldi. Zaten “Neden iptal oldu?” demek biraz şımarıklık olurdu. Depremden etkilenen 11 il ve çevresindeki bölgeler de etkilendi. Biz de merak ettik: “Bu bölgedeki sanatçılar ne yapıyor?” diye.
“DEPREMDE ETKİLENEN SANATÇILARIN GÖRÜNÜRLÜKLERİNİ ARTIRMAK İSTEDİK”
Sanatçılara nasıl ulaştınız?
İnternet üzerinden araştırdık, ancak ulaşamadık. O sanatçılar görünür değildi. Instagram hesapları güncellenmemişti. Örgütlenme yoktu ya da dernekler faal değildi. Bizim için en önemli nokta, bu sanatçıların görünürlüklerini artıracak ve onları bir araya getirecek bir proje başlatmaktı. Bununla da kalmayıp, sosyoekonomik iyileşmelerine katkıda bulunacak bir şeyler yapmak istedik. Böylece Mayıs ayında Sesimiz Ol Platformu projesi ortaya çıktı. Ardından Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’na başvurduk.
“DEPREM BÖLGESİNDEKİ SANATÇILARI TEK TEK ARADIK”
Sesimiz Ol Platformu’ndan biraz bahseder misiniz?
Bu platformun şu anda sanatçıların kayıtlı olduğu bir internet sitesi var. Sanatçılar siteye kayıt oluyor ve profil sayfalarında eserlerini sergileyebiliyor. Özgeçmişlerini okuyabiliyor, iletişim bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Facebook profil sayfası gibi bir yapıya sahip. Böyle bir site oluşturduk ve sosyal medya hesaplarını aktif hale getirdik. Platformu sponsorluk bağlantılarıyla destekledik.
Ardından kurumsal kimlik tasarımları ve sosyal medya tasarımları yapıldı. Bunları elde ettiğimiz bütçeyle hayata geçirdik. Sonraki adım, sanatçılara ulaşmaktı. Öncelikle Sesimiz Ol Platformu üzerinden danışman, küratör ve sanat yazarı Derya Yücel’in elindeki bir listeyi paylaştık. Deprem bölgesinden 25 sanatçıyı tek tek arayarak durumlarını sorduk. Onlara, “Böyle bir platform kuruyoruz. Görünürlüğünüzü artırmak ve sosyoekonomik iyileşmenize katkıda bulunmak istiyoruz” dedik. Sonuçta 25 sanatçı platforma üye oldu. Bugün ise platformda 145 sanatçı bulunuyor ve bu sanatçılar Türkiye’nin 44 şehrinden geliyor. Platform, deprem sonrasında da faaliyetlerine devam etti. Aslında Türkiye’deki bağımsız sanatçıların birçoğu benzer sorunlarla karşı karşıya.
Özellikle klasik sanatlar ve güncel sanat alanında çalışan sanatçılar için ekosistem oldukça dar. Türkiye’de 632 belediye var (ilçe belediyeleri dahil). Bu belediyelerin hepsinde sergiler düzenlenmesi gerekiyor. Ancak bu kaynaklar doğru kullanılmıyor. Yerel yönetimler, alıcılar ve bağımsız sanatçılar arasında birçok sorun var. Sesimiz Ol Platformu, bu iki tarafı bir araya getirmeyi hedefliyor. Hem karar alıcıların havuzlarına bağımsız sanatçıları eklemek, hem de bu sanatçıları kültür yöneticileriyle buluşturmak amacıyla yola çıktık.
“İLK SERGİ BENİM ŞEHRİMDE OLDU”
Sergi nasıl ilerledi?
Sanatçıların sosyoekonomik durumlarını iyileştirmek için Derya Yücel bir kürasyon gerçekleştirdi ve sergi projesini kurguladı. Depremden etkilenen sanatçıların deprem sonrasında ürettiği eserlerden oluşan bir sergi fikri harikaydı. Sanatçılarla iletişime geçildi, eser örnekleri toplandı ve bir seçki oluşturuldu. İlk sergi, benim de yaşadığım şehir olan Bursa’da gerçekleşti. Bursa Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği yapıldı. Sanatçılar buraya geldi, Bu sergi, 300’e yakın yerde haber oldu ve amacına ulaştı. Sanatsal açıdan da oldukça nitelikli işler sergilendi.
Sesimiz Ol Platformu’nun faaliyetleri devam ediyor. Şimdi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’ndan aldığımız yeni bir hibe ile 10 şehirde şehir temsilcileri seçeceğiz. Bursa merkezliyiz, İstanbul’da da ekip arkadaşlarımız var. Ancak Türkiye’nin çeşitli illerine ve ilçelerine ulaşmak kolay değil. Bu nedenle her şehirde bir temsilci olmasını istiyoruz. Bu temsilciler, yerel yönetimleri, üniversiteleri ve sanatçıları tanıyor. Böylece sergi ve etkinliklerin organize edilmesi daha kolay olacak. Ayrıca bu temsilciler için kapasite geliştirme programları düzenleyeceğiz. Sanat yönetimi, proje yönetimi, koordinasyon ve iletişim gibi konularda eğitimler verilecek. Ardından kendi şehirlerinde etkinlikler düzenlemeleri için mentorluk yapacağız.
‘PROJELERİN OLUŞUMU PARASAL BİR KAYNAK GEREKTİRİYOR’
6 Şubat’ta açtığınız sergi, 6 Mart’a kadar açık kalacak. Sanatçıların eserleri satışta. Peki, şu ana kadar satış gerçekleşti mi? Sanatçılara katkısı nasıl oldu?
Henüz bir satış gerçekleşmedi, ancak daha zaman var. Online katalog da mevcut. Sanatçılara katkı sağlayacağını biliyoruz. Bu konuyla ilgili bir planımız var, ancak kaynak gerektiren bir durum. Güzel bir sponsor bulursak, bu planı da hayata geçireceğiz.
Nedir bu plan? Bahseder misiniz?
Sesimiz Ol Platformu’nun sitesini yenileyip, sanatçıların eserlerini online olarak satabileceği bir platforma dönüştürmek istiyoruz. Tahminimce bu yılın Haziran ayı gibi hayata geçirebiliriz. Ancak tabii ki bunların hepsi kaynak gerektiriyor. Sektör zaten zor durumda. Sponsorların birçoğu elini çekti, fonlar azaldı. Yerel yönetimlerin durumu da malum.
“SERMAYE SAHİPLERİNİN SANATA OLAN İLGİSİ RÖNESANS’A DAYANIYOR”
Bursa, sanatı ve sanatçıyı kucaklama konusunda nasıl bir potansiyele sahip?
Bursa’da birçok sergi düzenlendi. Yakın zamanda FotoFest gerçekleşti ve artık bir gelenek haline geldi. Bu sene daha farklı ve ilgi çekiciydi. Fotoğraf sanatçıları, eserlerini daha geniş ve özgür alanlarda sergileme fırsatı buldu. Birçok noktada eş zamanlı sergi alanları açıldı. Peki, Bursa’nın sanata bakış açısıyla ilgili neler söyleyeceksiniz?
Markaların, iş insanlarının ve sermaye sahiplerinin sanata olan ilgisi Rönesans’a kadar uzanıyor. Medici Ailesi’nin sanatçıları himaye etmesiyle başlayan bu gelenek, zamanla sponsorluğa dönüştü. Bursa’da da bu kültüre sahip aileler ve şirketler var. Örneğin, Bursa Festivali’ne baktığımızda, sponsorların kimler olduğunu görebiliyoruz. Ancak geleneksel bir bakış açısıyla, görünür olmadan bu işi yapanlar da var. Sponsorluk için gidildiğinde, “Bu işe sponsor olur musunuz? İhtiyacınız ne kadar?” gibi sorular soruluyor. Bursa, gönüllülük ve hayırseverlik konusunda iyi durumda, ancak şehrin zenginliğiyle kıyaslandığında yeterli değil. Markaların bilinçlenmesi gerekiyor. Belki onlara da bir kapasite geliştirme programı uygulamak gerekiyor. Çünkü bu sponsorlukların kazanımları da önemli. Biz de bu noktada bir köprü görevi görüyoruz.