MASALLAR ŞEHRİ: MARDİN
Bursa İl Dernekleri Federasyonu’nun Güneydoğu Anadolu gezisine başkan Ramazan Alp’in davetiyle iştirak ettim. Mardin’den başlayan turumuz Gaziantep’te son bulurken birbirinden güzel yerleri, tarih dolu sokakları görme fırsatı elde ettik.
Gezdik, gördük, yöresel tatları tatma fırsatı bulduk. Bursa’daki 35 tane hemşehri derneğinin temsilcisi ve 10 tane kadar basın mensubu güneydoğu turu için yola çıktık. İlk durağımız Mardin oldu. Her hafta gezdiğimiz şehirleri siz değerli okuyucularımıza tanıtacağım. Mardin’den başlayalım…
Uçaktan indiğimizde Mardin’de bir otelde Mardin Valiliği’nin düzenlemiş olduğu kahvaltıya katıldık. Orada Mardin’in yöresel kahvaltılarını tatma fırsatı yakaladık. Oradan hareketle Mardin’in tarihi yerlerini gezmek için yola çıktık. Eski Mardin, beni en çok etkileyen alanlardan birisi oldu. Rehberimizle birlikte bir yandan gezerken diğer yandan da yeni bilgiler öğreniyoruz. İlk önce Süryani Kadim Deyrulzafaran Manastırı’na gittik. Gelin sizinle birlikte burayı tanıyalım
SÜRYANİ KADİM DEYRULZAFARAN MANASTIRI
Deyrulzafaran Manastırı, Mardin’in 4 kilometre doğusunda, Mardin Ovası’na hakim bir noktada bulunuyor. Üç kattan oluşan Manastır, 5’inci yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18’inci yüzyılda kavuşmuştur. Tabii 3 kattan oluşuyor diyoruz, ancak biz sadece 1 katını gezme fırsatı bulduk. Diğer katları şuan için ziyarete açık değil. İlerleyen zamanlarda açık olur mu? Orasını o zaman göreceğiz. Ama gerçekten kendine hayran bırakan bir manastırla karşı karşıya kalacaksınız. Manastır, Milattan önce Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılar tarafından kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edildiği söylendi. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun, bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdiği belirtildi. Bu nedenle Manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyorken Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra Manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak bilindi. 15. yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastır, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı ile anılmaya başlandı.
MATBAA
Kubbeleri, kemerli sütunları, ahşap el işlemeleri, iç ve dış mekanlardaki taş nakışları ile insanın ilgisini çeken Deyrulzafaran Manastırı, uzun tarihi boyunca Süryani Kilisesi’nin dini eğitim merkezlerinden biri olarak biliniyor. Bölgeye ilk matbaayı getiren kişi de yine bu Manastır’da patriklik yapan ve 1895’te vefat eden 4. Petrus’tur. 1874 yılında İngiltere’ye yaptığı bir ziyaret sırasında satın aldığı matbaayı 1876 yılında manastıra getirtti. Matbaada 1969 yılına kadar başta Süryanice olmak üzere Arapça, Osmanlıca ve Türkçe kitaplar ile 1953’e kadar Öz Hikmet adında aylık bir dergi basılıyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere Mardin, birçok dine geçmişte olduğu gibi şimdi de ev sahipliği yapıyor. En çok da bu kısım hoşuma gitti. Farklı kültürlerden insanlar, burada bir arada, kardeşçe yaşıyor.
SÜRYANİ KİLİSESİNİN ÖNEMLİ DİNİ MERKEZİ
Manastır bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biri olarak yer alıyor. Mardin Metropoliti’nin ikametgahı olan Deyrulzafaran Manastırı, dünyanın dört bir yanına dağılmış Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret edilirken yine binlerce yerli ve yabancı turist, kısa veya uzun bir yol kat ederek manastırı ziyaret etmektedirler.
ESKİ MARDİN EVLERİ
Buradan eski Mardin evlerine doğru yola çıktık. Doğası, evleri, tarihi olarak mükemmel yapılar karşımıza çıkarken fotoğraf çekmeyi de aynı zamanda ihmal etmiyoruz. Tabi zamanımız kısıtlı olduğundan dolayı en hızlı ve en verimli şekilde Mardin’in sokaklarını geziyoruz. Mardin, Güneydoğu Anadolu’nun değişik bir yapılaşma gösteren ilginç yerleşmelerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Kent, Mazı Dağları’nın güney yamaçlarında, doğudan batıya 2.500 m uzunluğunda, 500 m genişliğinde bir alana kurulmasıyla birlikte kaleden ve karşıdan bakıldığında, Mardin evleri birbiri üstüne yığılmış gibi görünüyor. Doğal konumdan doğan bu üst üstelik ve sıkışık yapılaşma, kente özgün bir görünüm kazandırmaktadır. İmkanı olan herkesin bu tarihi yapıları görmesi gerektiğinin kanaatindeyim. Rehberimiz ayrıca Mardin evlerinin yapıt ve motiflerinin genelde Artuklu ve Selçuklu döneminden geldiğini de sözlerine ekledi.
MARDİN MÜZESİ
Eski Mardin evlerini de görüp o tarihi anları yaşadıktan hemen sonra tekrar otobüse binip bu sefer Mardin’i en iyi anlatan, o tarihi gözler önüne seren Mardin Müzesi’ne gittik. Mardin Müzesi, tematik teşhir salonlarında 45 binin üzerindeki koleksiyonu ile Paleolitik Çağ’dan kentin arkeolojik geçmişini günümüze bağlıyor. Müze, bu koleksiyon ışığında kültürel mirasımızı derinlemesine tanıtan, modül programlar ve atölye çalışmalarıyla müze eğitimi çalışmalarını halen daha sürdürüyor. Mardin Müzesi, bu eğitimlerle oradaki çocukların doğal ilgi alanlarını, merak, yaratıcılık, eleştirel düşünme becerisi, hayal gücü ve keşif eğilimlerini geliştirerek, kültürel mirasını tanıyan, koruyan, yaşatan, farklılıklara saygı gösteren, demokrasi bilinci edinmiş, paylaşımcı ve kendisiyle barışık ve bilime değer veren nesiller yetiştirmeye devam ediyor. Ayrıca, o bölgedeki izlenimlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle o bölgede yaşayan insanlardan bahsedeyim. Ben daha önce bu kadar misafirperver bir toplum gördüğümü hatırlamıyorum. Hep sosyal medyadan anlatıldığını duymuştum ancak bu kadarını beklemiyorum. Aslında bunları sadece Mardin özelinde de söylemiyorum. Daha çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin genelinde bir misafirperverlik var ve bu durum çocuklarda da hissediliyor. Mesela Mardin evlerine gittiğimiz zaman çocukların o masum gülüşü bizim içimizi ısıttı. Bize karşı yakınlıkları bizi sevindirdi. Sanki misafir değil de yıllardır orada yaşayan birisi gibi hissettik.
BATMAN’IN ŞEHİR DÜZENİ
Mardin gezimizi bitirip oradan hareketle Batman’a hareket ettik. Batman Valiliği’nin düzenlediği akşam yemeğine katıldık. Orada Bursa İl Dernekleri Federasyonu Başkanı Ramazan Alp, Güneydoğu’ya düzenledikleri gezinin amacından bahsederek birlik ve beraberlik içinde hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Ardından da Batman Valisi Hulusi Şahin, yaptığı konuşmada Türkiye’nin her yerinin çok kıymetli olduğunu söyleyerek, “Bursa, Türkiye’nin incisidir, başkentlerimizden biridir, şehzadeler şehridir. Her metre karesi ecdat yadigarıdır. Çok verimli topraklara sahiptir. Bursa ve Edirne ne kadar bizimse, Batman da o kadar bizimdir. Batman ne kadar Batmanlılarınsa, Bursa da o kadar Batmanlılarındır ve Batman da o kadar Bursalılarındır” dedi.
Batman’a akşam gidince haliyle pek bir yer göremiyorsunuz. Batman’a daha önce gitmemiştim. İlk defa orada bulundum. Açıkçası bu kadar gelişmiş bir şehir olduğunu gidip görerek öğrendim. Gerek evleri gerekse de şehir yapılaşması olarak gayet düzenli ve gelişmiş bir şehir olduğunu söyleyerek gezi yazısının bu haftalık sonuna geliyorum. Haftaya Diyarbakır’ı anlatan yazımda görüşmek üzere…