Ödüller sahiplerini buldu
Berlin Film Festivalinde çok güzel filmler seyretme imkanı buldum, güzel film derken açıklama yapmadan edemeyeceğim.
A sınıfı film festivallerinde genelde yayınlanan filmlerin konusu; ya toplum analistleri gibi çalışan yönetmenlerin ve senaryo yazarlarının tespit ettiği, toplumsal sorunlar ya da ilerde toplumun nasıl olması gerektiği ya da olmaması gerektiğini minumum ya da maksimum boyutta inceleyen konuları işleyen filmlerdir.
Beni en çok etkileyen filmlerden ilki, hatta filmi iki kere seyrettiğim film ödül alması beni çok mutlu etti. Film en iyi yönetmen ödülü aldı. Çin’li yönetmen Huo Meng’in adeta görsel şölen olan filmin adı “Living the Land”. Filmin gerek bol bol geniş açılarda Çin’deki köyün harika
manzaralarını göstermesi,gerekse dramatik yapısı beni çok etkiledi. 1990’lı yıllarda Çin’de köyde yaşayan 10 yaşındaki bir çocuğun gözünden, hem ekonomik hem de sosyal yapısını inceleyen bir hikayesi var. Köydeki gelenek görenekleri ve devletin otoritesinden bahseder iken halkın yaşam mücadelesini akıcı bir dille anlatan film, 132 dakika sürüyor ama yönetmen o kadar akıcı bir dil kullanmış ki, vakit su gibi akıyor.
İkinci favori filmim ise Brezilyalı yönetmen Gabriel Mascaro’nun yönettiği ve gümüş ayı ödülü alan harika bir film. O último azul / The Blue Trail,
film baş kadın oyuncusu Denise Weinberg harika bir oyunculuk sergiliyor.
Filmin konusuna gelince; Genç neslin üretkenliğini bozmamak için yaşlıların özel emeklilik kolonilerine sürgün edildiği bir toplumda yaşayan, 77 yaşındaki Tereza sisteme isyan eder. Kaderine boyun eğmek yerine Amazon bölgesinde cesur bir maceraya doğru yol alır. Özgürlüğe olan inancı ve dünyadaki konumunu belirleme arzusuyla hareket eden Tereza, toplumun kurallarını sorgular ve yeniden belirlemeye çalışır, her şeyi değiştirebileceği inancı ile gözü kara maceradan maceraya atılır. Bu filmi izlerken “Mukaderat” filmindeki Nur Surer’in toplumun kemikleşmiş kurallarına başkaldıran karakteri aklıma geldi.
Alman yönetmen Tom Tywker’in filmi “Das Licht” filmi beni en çok etkileyen filmler arasında yer aldı. Alman yönetmenin aile kavramının ne kadar önemli olduğunun altını çizen filmde yönetmenin dünyasında her duygu var. Bence herkesin seyretmesi gereken film adeta yönetmen toplumun çekirdeği aile kavramının öneminin altını çizen film çok başarılı. Film gene bu seneki Berlinale geleneğini bozmuyor ve 2 saat 42 dakika sürüyor. Ama merak etmeyin filmi seyretmeye başlayınca “a ne çabuk bitti” dersiniz. Kısaca konudan bahsedeyim. Berlin de yaşayan anne,baba ve bir kız bir oğlandan oluşan orta sınıf üstü bir ailenin birbirlerinin sorunlarından habersiz aynı evde yaşamaları ve kopuklukları ile başlayan film ilerleyen dakikalarda eve alınan eğitimli bir Suriyeli hizmetçi kadının teker teker herkesin kalbine dokunup ailenin önemini anlatması ve kendi ailesinin yok olma öyküsünden ders almaları gerektiğini anlatan film akıcı bir dili ile seyretmeye değer bir film.
Berlinale ‘de ufkumu açan filmler izledim diyebilirim daha çok film izledim bunları zaman zaman paylaşacağım. Altın ayı sahiplerini buldu. Aşağıda size sırası ile ödül alan filmleri paylaşıyorum.
Birde size bir haberim var. 2025 yılındaki İstanbul Film Festivalinden müjde vereyim. Berlinalede ödül alan film Dreams, Beware of Children, The Light from the Chocolate Factory, I belong 11-22 Nisan tarihlerinde gösterime girecek.
İyi Seyirler..
Berlin Film festivali ödül alan filmler;
Altın Ayı En İyi Film: Dreams (Sex Love) – Dag Johan Haugerud
Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü: O Último Azul (The Blue Trail) – Gabriel Mascaro
Gümüş Ayı Jüri Ödülü: El Mensaje (The Message) – Iván Fund
Gümüş Ayı En İyi Yönetmen: Huo Meng – Living The Land
Gümüş Ayı En İyi Başrol Performansı: Rose Byrne – If I Had Legs I’d Kick You
Gümüş Ayı En İyi Yardımcı Performans: Andrew Scott – Blue Moon
Gümüş Ayı En İyi Senaryo: Kontinental ’25 – Radu Jude
Gümüş Ayı Olağanüstü Sanatsal Katkı: La Tour de Glace (The Ice Tower) – Lucile Hadžihalilović